İçeriğe geç

Karadeniz Gezisi: Karadeniz evlerinde, duvarların tabloya ihtiyacı yoktur.

Moda Tasarımı kursunda tanıştığım; Esma Rize’den gelip bu programa kaydolmuştu. Bende Karadeniz bölgesini çok merak ettiğim için, onun davetiyle bir haftalık bir gezi programı planı yaptık.

Bu gezi sürecinde Esma ve kardeşleri de (nöbetleşe) benim gibi  karadenizi turist gibi gezdiler. Çay zamanı Esma’ya bu gezi bahane oldu ve çaya gitmekten kurtulmuştu. Yerine giden kardeşleri isyandaydı.:)

Çok az eşya bir kitap ile yola çıktım. Heyecanlı ve meraklı olduğumdan uzun yolculuk ve uykusuzluk beni çok etkilemedi ama dönüşte otobüs adım başı duruyordu ve çok sıkılmıştım. Bir daha otobüs yolculuğu yapmak istemeyecek hale gelmiştim.

Güneşin doğmasıyla, sahil şeridinden ilerlerken sağda deniz solda dağlar ve çaylar benim için tam bir görsel şölendi bir yolculuk boyunca uyumama imkan yoktu, çok keyifli bir yolculuk geçirdim.

Oraya vardığımda inanılmaz güzel sofralarla ve lezzetlerle karşılaştım. Her gün ilk gün gelmişim gibi hazırlandılar. Soğanlı fasulye, mıhlama, fırından çıkmış sıcak ekmeğin arasına tereyağ basıp yedik. Her öğünde tazecik çay demleniyordu ve 10 dk geçince bayatlamış diye pek memnun olmadan içiliyordu. Orda ki çayın tadı burada yok. Yok İşte.

İlk gün biraz soluklanınca, merkezi gezdik. Düğün salonunda düğün vardı, tanımadığımız kişilerin düğününe gittik halay çektik, oh bi güzel horon teptik.

Ertesi gün Esmayla merkezden dağa çıktık. Gidene kadar ömrümden ömür gitti şoförler zaten o kadar alışkın ki; daha doğrusu burada ki herkes, virajları eski minübüslerle roket gibi geçiyorlar.

Dağların arasında mükkemmel manzara eşliğinde evlerini işletme haline çevirmiş gelen misafirlere yemeklerini yapan, yaşlı bir çift çalışıyor. İnsan çalıştığını düşünür mü bu güzel manzarada bilmiyorum. Lezzetli ellerinden laz böreği, mısır yedik, gün batımında çay içtik.

Evler bir birinden hep uzakta akıl almayacak tepelerde, akıl almayacak yerlere evler yapmışlar. Bence dünya mimarisinin Karadenizlilerden öğrenecek çok şeyi var. Birde inat edince nasıl başarırsının canlı örnekleri var.

Kadınlar devlet ana gibi, organize, bir o kadar anaç, güç temsili erkekler hane içinde biraz arka planda gibi geldi bana. Sanki görümez bir sınır var gibi.

Evlerin önünde, ev hanesinden bu dünyadan göçenlerin mezarları yer alıyor. Aslında bunda şaşılacak bir şey yok ama ilk başta dumur olmamak elde değil gibi.

Coğrafya derslerinden hatırladığım; Karadeniz de evlerin birbirinden uzakta olduğu bilgisi aklıma geliyor ve burada gerçekten böyle olduğunu görünce anlıyorum Karadeniz insanı için, “en iyi komşu uzak komşudur.”

Rize Kalesi

Merkezden kolayca ulaştığımız kale Rize’yi izlemek için en güzel yerlerden biri.

Ayder Yaylası

Sonra ki günlerde kendi imkanlarımız yerine turla Ayder yaylasına gitmek için anlaştık. Yol boyu Karmete şarkılarıyla Karadenizi, aşklarını yaşadık yazarken bile ne kadar özlüyorum bu anları. Yol boyunca köprülerde durduk hatta köprünün birinde fotoğraf çekinirken kıvrak zekalı bir teyze, bizden köprüde fotoğraf çekinme parası istedi 😀

Ayder yaylasında bir restoranda yemek yedik. Kiremitte alabalık, mıhlama, her şeyden bol bol masamız donatıldı. Yemek yemeği çok sevdiğim için böyle bolluk içinde ki  bir sofra karşısında mutluluktan arşa çıktım.

 

Ayder’de bir kavanoz balın iki yüz elli lira gibi bir fiyattı olduğu için, buradan hatıra olarak değirmende öğütülmüş mısır unu almaya karar verdim.

Trabzon

Ertesi gün Rize’den Trabzona gittik. Uzungöl’e gitmemiz tam şans işiydi, çünkü gidiş gelişlerde günde iki kere sefer olduğu için kısıtlı zamanımız vardı. Uzungöl’ün şimdi ki halini internette gördüğümde kalbim acıdı. Burasını çok şükür ki inşaatlar olmadan haliyle görüp manzarayı beynime kazıdıktan; sonra buradan ayrılıp, Sümela’ya yetişmeye çalıştık.

Ucu ucuna yetişmenin heyecanına birde normalde merdivenle çıkılan manastıra “ben sizi yetiştirurum” diyen iyi niyetli çılgın şoförümüz sayesinde virajlı yolların, dik yamaçların etkisiyle Sümelaya giderken artık damarlarımdan kan yerine adrenalin, arada bir napalım ömrün sonuna geldik boşvermişliği akıyordu.

Zigana dağı eteklerine kurulan; Trabzon’a 47 km uzaklıkta Rumca ve hepimizin bildiği adıyla Sümela , Türkçe Meryem Ana Manastırı, Antik Yunanca (Panagia) deresi kenarında yükselen Maçka’nın 17 km. güneyinde Altındere Vadisinde, deniz seviyesinden 1,150 m. yükseklikteki, kayaları oyarak ve doğal mağaralardan faydalanılarak yapılmış manastır.

Efsaneye göre, Hz. İsa’nın öğrencilerinden olan iki keşiş rüyalarında Hz. isa ve Hz.Meryem’i görmüş, Birbirinden habersiz olarak Atina’dan yola çıkan bu iki rahip birbirlerine gördüğü rüyayı anlatınca beraber manastırın temelini atmışlardır. Gördükleri yer bugün kü Sümela’nın bulunduğu yerdir. Manastırın M.S 395 yıllarında tamamlandığı tahmin edilmektedir. Trabzon Rum İmparatoru III. Alexios döneminde yapılan bu esere katkıda bulunmuştur.Bu yüzden eserde kurucusunun III. Alexios olduğuna dair deliller bulunmaktadır.

Define avcıları tarafından sıklıkla rahatsız edilmiş, insanı hayrete düşüren geçmişteki freskler değil, çünkü o tarihi hisleri hissedemeden günümüzde nasıl bu kadar insanlıktan uzaklaşıp akıl almayan çizimlerle freskleri harabeye dönüştürmeyi başarabildiğimiz yerdir. İçinde çeşitli yangınlar çıkmış ve birçok tarihi değeri kaybolmuştur. Nevşehirde gezdiğim Çarıklı kilise ve Karanlık klise buradaki esintileri taşımakta ve buraya göre çok daha iyi durumdaydı.

Bize anlatılansa o dönemdeki rahiplerin dünya ile ilgilerini keserek kendilerini inzivaya çektiği bir yerdir.
Yapı esas olarak ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadan oluşur. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine yayılır. Manastırın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bir bölümü yıkılmıştır. Avlunun etrafındaki binalar içindeki dolaplar, hücreler, ocaklarda Türk sanatının etkileri de görülür.
Trabzon fatihi Fatih Sultan Mehmet burayı aldıktan sonra manastırın haklarına dokunmayacağına dair bir ferman yayınlamıştır. Yavuz Sultan Selim buraya iki büyük şamdan hediye etmiştir. Diğer zamanlardaki padişahlar da buraya dokunmamışlar ve çeşitli onarımlarla gelişmesini sağlamışlardır.
Dar ve uzun merdivenlerden yaklaşık yarım saate patikadan indik.Ve çok yorgun ama mutlu eve döndük.

Rize’de bir günü de denize girmek için ayırdık plaj olarak denize girmeye uygun alanlar olmadığı için kadınlar plajına gittik. Plajda pasta, börek, kısırlı, günleri ayağınıza getirdik havası vardı. E Karadenizde günü evde yapacak değildin heralde. Deniz dalgalıydı ve tuzsuz olduğu için yüzmek çok zordu bunu deneyimlemek ve hissetmek benim için harikaydı ama plaj maalesef temizlenmemişti ve pek hoş değildi.

Bu geziyi unutamıyorum Karadeniz’e aşık oldum ve stresli zamanlarımda güzel şeyler düşünmek istediğimde gözlerimin önüne hemen bu günleri çağırıyorum. Bir daha gitmek istediğim yerlerden biri.

Emeklilik planları arasında olan geziler yerine, kesinlikle gençlikte deneyimlenmesi gereken bir yolculuk ve gezi deneyimi.

Esma’nın annesi beni eve bir koli çay, tereyağ, mıhlama peyniri ile gönderdi. Paket kendimden daha ağırdı.

Karadeniz turlarının artık ayrılmaz parçası olan bu gezi sürecimde Gürcistan’a da gittim ona da bir sonraki yazımda ayrıntılı olarak yer vereceğim.

Ben susayım da fotoğraflar konuşsun.

12547total visits,3visits today

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir